İSTİĞASE
İstiğaseyi Kabul Edenlerin Görüşü
“İyyake na‟büdü ve iyyake nestain ” 1
Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.
“İnsanlardan hiçbir şey istemeyiniz!” 2
Eğer bu ayet ve hadisi tevil etmezsek zahir manalarında insanlardan hiçbir şey istenmeyeceği gibi bi durum anlaşılıyor.
Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler , işlerine geldiğinde ayet ve hadislerin zahirine yapışıp tevil etmezler. İşlerine geldiği zamanda tevil edip yorum yaparlar.. Burda her ikisini birden yapıyorlar. Bir yandan zahir manayı ortaya atıyorlar. Biz delil getirincede bu sefer ayet ve hadisleri tevil edip yorum yapıyorlar . İstiğaseye şirk diyenlerin iki önemli iddiaları var.
Birincisi: Sadece Allahu Teâlâ‟nın yapmaya güç yetirebileceği bir işte Allah tan deyilde o
işi yapamıyacak olan bir insandan yardım istemek şirktir diyorlar. Bu dogrudur bu tür bir istek şirk türü bir istektir. Fakat Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler bu dogrudan yola çıkıp kafirler ve putları için inen ayetleri kendi kafalarına göre Müslümanlara çevirip zan, yorum ve haksız ithamlarda bulunarak Müslümanları şirk ile itham etmelerinin yanlış olduğunu açıklayacağız.
İkincisi : Bir insandan yardım istemenin caiz olması için o insanın o anda orda hazır olup
bizi görmesi, işitmesi, bize yardım edecek gücünün olması gerektiğini söylüyorlar. Bunlar dogru fakat bu dogrudan yola çıkıp zan,yorum ve haksız ithamlarda bulunarak yardım istenilen orda bulunmayan, uzakta olan, keramet sahibi bir veliye seslenip ondan yardım isteyeni şirk işlemekle suçlamaları yanlış bunu Ayet ve hadislerle açıklayacağız.
Şimdi Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin bu yorumları ve ithamlarındaki yanlışları geniş bir şekilde açıklayalım
Hazreti Süleyman (aleyhisselâm) yanındaki insan ve cinlerden oluşan topluluğa:
َُِٕٙرْأَٚ ٌَْأ َمْجَل بَِٓشْشَؼِث ُِِٙٛرْأَٚ ْىُكَُّٚأ لأًَْنا بََُّٓٚأ بَٚ
ًٍَِِٛهْغُي
“Aylarca uzaktaki Belkıs‟ın sarayındaki tahtını bana kim getirir?” 3 diye istediğinde, İfrit (Cin): “Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm.
1 el-Fâtiha 1/4.
2 İbn Mâce, İkâme 182 3 en-Neml 27/38.
. ٌٍِٛيَأ ٌَِّٕ٘مَن َِّْٛهَػ َِِّٙإَٔ َكِيبَمَي ٍِْي َوُٕمَر ٌَْأ َمْجَل ِِّث َكِٛرآ بَََأ
İfrit (Cin): “Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm. Ve gerçekten bunu yapmaya hem gücüm hem de güvenim var.” dedi.” 4
.َكُف ْشَط َكَْٛنِإ َّذَرْشَٚ ٌَْأ َمْجَل ِِّث َكِٛرآ بَََأ ِةبَزِكْنا ٍَِي ٌىْهِػ َُِذُِْػ ِ٘زَّنا َلبَل
“Yanında kitabtan büyük bir ilim bulunan kişi, (İbn Abbâs‟a göre ise Hazreti Süleyman‟ın
veziri Asaf b. Berhıya) ise, “Ben onu sana, gözünü kırpmadan önce getiririm.” dedi. 5
Derken onu yanında durur görünce
ِّٙثَس ِم ْضَف ٍِْي اَزَْ
/ Bu Rabb'imin bir lutfudur.” dedi. 6 Üç aylık mesafede sarayın içindeki tahtın yerini bilip görüp elmas tahta demir gibi katı maddelerden oluşan tahtı, duvarlardan geçirip göz açıp kapayana kadar getirmeye, ancak Allah‟ın (Celle Celâluhû) gücü yeter, hiçbir insan bunu yapamaz.İnsandaki bu güç, nasıl bir ilim ve ona Allah tarafından verilen bu ilimle daha neler yapabilir.? Süleyman aleyhisselam bunu Allah‟tan değil, cin ve insanlardan istiyor. Allah (Celle Celâluhû) buna kızmıyor, bir de Kur‟ân‟a yazıyor. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler
“İyyake na‟büdü ve iyyake nestain ” 7
Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.
Peygamber (s.a.v ) Adiy b. Mâlikve onunla birlikte kendisine biat edenlere: “İnsanlardan hiçbir şey istemeyiniz!” 8
Ayet ve hadisi delil getirerek ancak Allah cc yapabileceği bir işi o işi yapamıyacak olan bir insandan istenmesini şirk olacağını söylüyorlardı. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlere göre Süleyman aleyhisselam‟ın bu tür isteği şirk türü bir istekmi olmuş oluyor dediğimizde.
İTİRAZ:
Hâşâ ve kella! Süleyman aleyhisselam‟ın yaptığı, gücünün yeteceği bir konuda
hay/yaşayan ve hazır/yanında bulunan kimselerden bir istekte bulunmaktadır. Bunun şirk
olduğunu söyleyen kim? Bizim itirazımız orada hazır olmayan, uzakta olan, sadece Allahu Teâlâ‟nın yapmaya güç yetirebileceği, insanların yapamayacağı ancak Allah‟ın yapacağı bir şeyi o şeyi yapamıyacak olan bir insandan istemenin şirk olduğunu söylüyoruz.
CEVAP:
Biraz önce “Bu ayeti kerimeden sadece Allah‟tan isteyebileceğimiz şeyler olduğunu, bu şeyleri ondan başka kimseden isteyemeyeceğimizi de anlamış oluyoruz.” Diyordunuz. Şimdi ise olağan üstü gücünün yeteceği bir konuda hay/yaşayan ve hazır/yanında bulunan kimselerden bir istekte bulunabilinir diyorsunuz. Süleyman aleyhisselam‟ın yaptığı da bu diyorsunuz.
“İyyake na‟büdü ve iyyake nestain ” 9
4 en-Neml 27/39. 5 en-Neml 27/40. 6 en-Neml 27/40. 7 el-Fâtiha 1/4. 8 İbn Mâce, İkâme 182 9 el-Fâtiha 1/4.
Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.
“İnsanlardan hiçbir şey istemeyiniz!” 10
Bu ayet ve hadislerin zahir manasında olağanüstü bir şeyi gücü olandan istenir. Ama gücü olmayandan olağanüstü bir şeyi istenmez diye bir ayrım olmadığı halde şimdi eğer gücü varsa istenebilir, diyorsunuz. Olsun, bu orta bir görüşün, birlik ve beraberliğin oluşması açısından güzel bir gelişme, çünkü bizde eğer gücü varsa istenir diyoruz. Konun anlaşılması için bu (eğer gücü varsa istenir ) sözü çok önemli.
Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin savundukları görüşlerin geneline bakıldığında doğrudan yola çıkıp yanlış bir görüşü ortaya atarak savunurlar. İlk bakışta konunun tüm yönleriyle araştırmayanlar onları haklı gibi görebilirler. Çunkü getirdikleri ayetlere, hadislere ve yorumlarına baktığınızda onların görüşlerini destekliyor nitelikte olduğunu görürler. Fakat olayın detayına inildiğinde onların yorum ve zanlarının hatalı olduğu görürsünüz. Ancak Allahu Teâlâ‟nın yapmaya güç yetirebileceği, insanların yapamayacağı Allah‟ın yapacağı bir şeyi Allah tan deyilde o işi yapamıyacak olan bir insandan istemek şirktir.” demelerinde olduğu gibi. İlk bakışta haklı gibi gözüküyorlar çünkü dedikleri doğru.
Allah'ın yarattığı varlıkların sahip oldukları gibi görünen güç ve kuvvet gerçekte Allah'a ait olan sonsuz gücün onlardaki küçük bir yansımasıdır. Allah dilediği anda bu gücü kendilerinden geri alabilir. Allahu Tealâ kendi muradı doğrultusunda, kısmen muktedir kılarak saltanatı gereği normalde insanların yapamayacağı ancak Allah (Celle Celalühü) yapabileceği işleri dilediğine ilim güç vererek yaptırır. Kadir-i Mutlak olan Allah, Peygamberlerine, meleklerine ve velilerine de tasarruf izni vermiş, onlara olağanüstü güç ve kudret ihsan etmiştir.
Allah'ın (Celle Celalühü) bazı harikulade olan işleri yapmaları için Peygamberlerine, meleklerine, cinlere ve insanlara ilim, izin, güç verdikten sonra artık izin verilen o iş ancak Allah‟ın yapabileceği insanların yapamayacağı bir iş olmaktan çıkıp Allah (Celle Celalühü) izin, ilim ve güç verdiği Peygamberler, melekler, cinler ve keramet ehli insanlarında yapabileceği bir iş olmuş olur.
Hz Süleyma nın istediği insan ın üç aylık mesafeden göz açıp kapayana kadar tahtı getir-mesi gibi. Hazreti Ömer radıyallahu anh‟a Medine'de hutbe verirken birden binlerce kilometre uzaklıktaki İran‟ın Nihavent bölgesinde düşmanlarla savaşan İslâm askerlerini ve askerlerin komutanı Sâriye‟yi görmüş, düşmanın arkadan çevirdiğini ona bildirmek için “Sâriye
dağa, dağa!” diye nida etmiştir. Sonra da “Cebel, Cebel!” diyerek seslenip uzaktan orduya
komuta etmiştir. O komutan bu sesi 2000 kilometre uzaklıktan duymuştur. 11
Bu iş normalde insanların yapamıyacağı ancak Allah cc yapabileceği bir işti, ama Allah cc Hz Ömere bu ilmi gücü izni verdikten sonra Hz Ömerinde yapabileceği bir iş olmuş oluyor.Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin itibar Ettikleri alimleri olan
İbn Teymiyye şunları anlatır: Peygamberlik iddiasında bulunan Esvedü‟l-Ansî, Ebû
Müslim‟i çağırtmış ve ona “Benim peygamberliğimi tastik ediyor musun?” diye sormuş. Bu soruyu Ebu Müslim “Hayır tastik etmiyorum.” diye cevaplamış. Bunun üzerine Esved “Peki Muhammed‟in Allah (Celle Celâluhû)‟ın Resûl‟ü olduğunu kabul ediyor musun?” diye sorup Ebu Müslim'den “Elbette kabul ediyorum.” cevabını alınca gazaba gelmiş. Bir ateş yakılmasını ve
10 İbn Mâce, İkâme 182
Ebû Müslim‟in ateşin içine atılarak yakılmasını emretmiş adamlarına. Bu emri yerine getiren adamları, Ebû Müslim‟in ateşin içinde namaz kılarken gördüler, hiçbir şey olmuyormuş gibi Ebû Müslim, Allah (Celle Celâluhû) Resulunun vefatından sonra Medine‟ye gelmişti. Hazreti Ömer radıyallahu anh onu kendisiyle Hazreti Ebû Bekir arasına oturtmuştu.
Hazreti Ebû Bekir (v. 13/634) radıyallahu anh hazır bulunanlara; “Allah (Celle Celâluhû)‟a hamd olsun ömrüm sona ermeden Allah (Celle Celâluhû)‟ın Resûlü Muhammed‟in ümmetinde İbrahim Halilullah gibi ateşe atılıp da kurtulan birini görmeyi bana nasip etti.12
Ateşte yanmamak insanların yapamıyacağı bir şey, fakat Allah bu ilmi gücü izni verdikten sonra Ebû Müslim‟in yapabileceği bir iş olmuş oluyor.
Hazreti İsa Şöyle Diyordu: "Ben size Rabb'inizden bir ayetle geldim.
Ben sizin için kuş şeklinde çamurdan bir şey yapar, sonra onun içine üflerim ve o Allah‟ın izniyle bir kuş oluverir. Allah‟ın izniyle doğuştan körü, alacalıyı iyileştiririm, ölüleri diriltirim. Yediklerinizi ve evlerinizde depoladıklarınızı size haber veririm. Bunda sizin için bir ayet vardır. Hiç kuşkusuz, Allah, benim de sizin de Rabb'inizdir. Şu halde O‟na ibadet edin.” 13
Bütün bunlar Allah‟ın izniyle gerçekleşirdi.
Allah Celle Celâluhû Hazreti İsa‟nın bu mucizelerini kendisinin izniyle yaptığını belirtiyor:
.َِْٙرِئِث َٗرًَْْٕنا ُجِشْخُر ْرِإَٔ َِْٙرِئِث َصَشْثَلأْأَ ًََّْكَلأْا ُاِشْجُرَٔ
Doğuştan kör olanı, alacalıyı (cüzzamlıyı) iznimle iyileştiriyordun, (yine) Ben'im iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. 14
Kadir-i Mutlak olan Allah, Peygamberlerinden başka meleklerine ve velilerine de tasarruf izni vermiş, onlara olağanüstü güç ve kudret ihsan etmiştir. Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri, saltanatı gereği dilediği işlerini dilediği şekilde meleklerine yaptırır. Bunlar ayet ve hadislerde belirtildiği üzere sayılamayacak kadar çok işlerdir. Aynen bunun gibi, Allahu Tealâ kendi muradı doğrultusunda, mübarek zatlardan dilediğine dilediği hususlarda tasarruf ettirir. Onlara olağanüstü güç ve kudret ihsan eder.
Ölüyü diriltmek ancak Allah‟ın cc yapabileceği bir işti. Fakat Allah Celle Celâluhû Hazreti İsa‟ya bu güçleri ve izni verdikten sonra artık Hazreti İsa‟nın da yapabileceği bir iş olmuş oldu. Hz. İsa zamanında yaşayan bir insan Hazreti İsa‟nın Çamurdan yaptığı kuşun uçtuğunu, doğuştan körü, alacalıyı iyileştirdiğini, ölüleri dirilttiğini, yediklerini ve evlerinde depoladıklarını bildiğine şahit olmuş olsa. Hazreti İsa‟ya İnsanlara faydalı olması için bu güçleri ve izni Allah‟ın cc verdiğini bilincinde olarak, ya İsa oğlumu dirilt veya gözümü iyileştir, dese bu şirk olurmu? Şirk olmaz. Çünkü Hazreti İsa‟ya o gücün Allah tarafından verildiğini bildiği için istemiştir o güç Hazreti İsa da vardır. Buna itiraz edip hayır şirk olur derlerse? Bizde şu sözlerini hatırlatırız. Yukarıda Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlere Süleyman aleyhisselam‟ın cin ve insandan istemesi şirk türü bir istekmi dediğimizde ne demişlerdi.
Hâşâ ve kella! Süleyman aleyhisselam‟ın yaptığı, gücünün yeteceği bir konuda
hay/yaşayan ve hazır/yanında bulunan kimselerden bir istekte bulunmaktadır. Bunun şirk
olduğunu söyleyen kim? Demiştiler. Bizde aynı sözü söylüyoruz. Hazreti İsa‟dan çoçuğunun diriltmesini isteyen ve yanında bulunmayan keramet sahibi bir veliden kendisine yardım etmesi
12 İbn Teymiyye, el-Furkan Beyne Evliyâi‟r-Rahmâni ve Evliyâi‟ş-Şeytâni, el-Mektebu‟l İslâmî, 4. Baskı, Beyrût, 1397. Trc. Allah Celle Celâluhû‟nun velileri ile şeytanın velileri arasındaki fark/Pınar Yayınları. s. 162, 2003 13 Al-i İmran Suresi: 49
için seslenen insanın yaptığı Allah Celle Celâluhû izin ve güç vermesiyle bir çok şahitlerin şahitliği ile tesbit edilmiş bir kimseden gücünün yeteceği bir konuda yaşayandan, yaşamayanın ruhundan, yanında bulunan veya bulunmayan kimselerden bu tür bir istekte bulunmaktadır. Bunun şirk olduğunu söyleyen kim?
Meselenin aslı, Allah Celle Celâlühû tarafından, isnâd-ı mecâzî-i luğavî veya hakîkat-i örfiyye nevinden bir güce muktedir kılınan mahlûklar ile, böyle bir güç bile kendisine verilmeyen mahlûklar olan putları birbirine kıyaslayabilmek tir, bu ise akıllıların yapabileceği bir iş değildir; nerede kaldı âlimlerin yapacağı bir iş olsun. İnsanlar, cinler ve meleklerin, Allah celle celâlühû‟nun kısmen muktedir kılması, bazı şeylere güçlerinin yetmesi, ama bunu Allah Celle Celâlühû‟dan almaları ile Allah Celle Celâlühû‟nun böyle bir güç vermediğini açıkça söylediği putlara Allah‟ın bir sıfatını verip Allah‟a denk eşit görüp doğrudan yalvaran ondan isteyen ve ona ibadet eden müşriklerle, keramet ehli bir veliye Allah‟ın bir sıfatını vermeyen Allah‟a denk eşit görmeyen müslümanları akıl ve iman sâhibi bir kimseyi müşriklerle putlarıyla kıyaslayıp tekfir etmez. Sap ile samanı karıştırmaz.
Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler bize Allah‟ın bir sıfatını veriyosunuz derse Allah (Celle Celalühü) hangi sıfatı o istenilen şahısa vermişiz? Hazreti Süleyman‟ın ancak Allah (Celle Celalühü) yapabileceği olağan üstü bir işi Allah'ın ilim ve güç verdiği cin ve insandan isterken Allah‟ın herhangi bir sıfatını cin ve insana vermiş mi oluyo? Olmuyorsa bizimkisi nasıl oluyor. Dolayısıyla Allah (Celle Celalühü) nün bir sıfatını onlara vermek deyil, Allah (Celle Celalühü) Peygamberlerine, meleklerine, cinlere ve veli kullarına olağanüstü güç ve tasarruf izni, ihsan ederek insanlara faydalı olmaları için onları görevlendirmiş olmasından dolayı görevli bir memurdan o görevi talep etmiş olunuyor. Bundan dolayı Allah (Celle Celalühü) tarafından harikulade işleri yapma izni verilerek insanlara faydalı olmak için görevlendirilen bir veliden kendisine izin verilin kerametinden, harikulade işlerinden faydalanmak, istemek şirk değildir.
Allah dilediğine dilediği ilmi öğretir.
اًشِٛثَك اًشَْٛخ َِٙرُٔأ ْذَمَف َخًَْكِحْنا َدْؤُٚ ٍَْئَ ُءبَشَٚ ٍَْي َخًَْكِحْنا ِٙرْؤُٚ
“Allah hikmeti dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çokça hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.” 15
Dilediğine bildirir dilemediğine bildirmez. dilediğine güç verir dilediğine vermez. Kimse neyi yapacağı neyi yapmayacağı hususunda Allah‟a (Celle Celâluhû) ye sınırlandırma getiremez.
Abdullah b. Ömer radıyallahu anh‟den naklen Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
ٍي ٌُٕيٜا كئنٔا ىٓدئإح ٗف طبُنا ىٓٛنا عضفٚ طبُنا حئإحن ىٓمهخ بمهخ مخٔ ضػ لله ٌإ
ٗنبؼر الله ةازػ
“Muhakkak Allah, insanların ihtiyaçları için kendilerine müracaat edecekleri insanlar yaratmıştır. İşte onlar Allah‟ın azabından emin olanlardır.” 16
İTİRAZ:
15 el-Bakara 2/269.
Süleyman aleyhisselâm istemedi, emretti. Üstün altındaki olandan istemesi gibi. Süleyman aleyhisselâm gücü yeterdi ama o imtihan etti onları.
CEVAP:
Âyette kim getirir diyor, getirin demiyor. Getirin olsun, getirir olsun neticede istektir, istek şeklinde bir emirdir.
“Allah (Celle Celalühü) Hz. Süleymana bazı güçler vermiş. Rüzgarları, Dalgıç ve yapı ustası şeytanları, hayvanlar ve cinler ordusu onun emrine verilmiştir.
Ama bu durum her şeyi bilir gücü yeter anlamına gelmez. Evet, hayvanlar ve cinler ordusu onun emrine verilmiş ama emrindekileri nin yapabildiklerini, bildiklerini bilmiyor. Bir kuşun nerede olduğunu onun bildiklerini bilmiyor.
"Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı? Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlayacağım!". (Neml suresi 20 - 21 ayet)
"Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim, sana Sebe'den çok önemli doğru bir haber getirdim."
(Neml suresi 22. ayet)
Aslında biliyordu da bilmezden geldi demek neyse aslında gücü vardıda imtihan etmek istedi demekte öyledir.
İTİRAZ:
Selefin istiğase diye uygulamalarına baktığınızda yetiş ya şeyhim yetiş ya falan diye bir uygulama görmüyoruz. Mesele sağ ya da ölü herhangi bir velinin gıyabından olağanüstü bir şey istemek bu şirk tir.
CEVAP:
İbn Teymiyye‟nin talebesi Hafız b. Kesîr‟in naklettiğine göre, Yemâme Savaşı‟nda Müslümanların şiârı “Ey Muhammed!” (Yetiş ya Muhammed!) sözleriydi. 17 Hâlid İbnü Velîd de bu sözü söyleyenlerdendi.
Burada da birkaç tenbihte bulunacağız:
Birinci Tenbîh: Burada ortada olmayan bir kula yapılan bir nidâ/çağırma ve ondan meded isteme var; yani istiğase var, tevessül var.
İkinci Tenbîh: Bu şiarı kullanan, Ashâb radıyallâhu anhum ve onlardan biri olan Hâlid İbnü
Velîd radıyallâhu anhu mu, haberi rivâyet eden râvîleri mi, onu kitâbına alan ve inkâr etmeyen İbnü Kesîr mi? Hatalı elbetteki hiç biri bu tür istekte bulunmaktan dolayı hatalı deyil.
İTİRAZ:
“Ey Muhammed!” “Yetiş ya Muhammed! Ashab bu kelimeyi parola olarak kullanıyordu Resûlullah‟tan (sas) yardım istemiyorlardı.
17 el-Bidâye ve‟n-Nihâye, VI, 324.
CEVAP:
Size göre şirk olan bir kelimeyi sahabe parola olarak kullandı yorumunu siz yapıyorsunuz. Sahabe şirk olan bir kelimeyi parola olarak kullanmaz. Şiar Kelimesi Parola değil, slogandır. Slogan nedir, eğer ansiklopedilere ve lügate bakılırsa buralarda görülecektir ki rivayette geçen şiar kelimesinin bugünkü Türkçe karşılığı parola değil, slogandır. Büyük bir kitlenın toplu halde yüksek sesle söylediği sözdür.
Bunun parola ile ilgisi ne? Parola karşılıklıdır. Biri güneş der, diğeri ay der. İnsanların birbirlerini tanımak için kullanılır. Yetiş ya Halit! Ya Muhammed (Türkçesi, yetiş ya Muhammed) kelimesini nasıl parola olarak değerlendirirsiniz.?
Kıyasla ve akli muhakemeyle anlaşılmayacak, ihtimalden çok çok uzak gülünç bir manayı (parola) seçmiş olmak bu meselede, ilmi mevzulardaki acizliğinizi göstermektedir. Aksine burada anlaşılacak olan Allah nezninde onun şefâatçi kılınması ve Allah‟ın yardımını celp talebidir.
Subkî‟nin de dediği gibi bir tevessül babındandır. “Ya Rabb'i bu sevdiğin kulun hatrına yardım et.” demektir. Yoksa ondan bir şey istemek değildir. Ayrıca sahabenin Yemâme‟de Allah‟tan (yetiş ya Muhammed! şiarı ile) yardım istediğini destekleyen bir delil de Yemâme‟de şu âyeti sık sık okumalarıydı
ٍَُِِٛيْؤًُْنا ُشْصََ بََُْٛهَػ بًّمَح ٌَبَكَٔ
“Üzerimize hak oldu ki müminlere yardım ederiz.” 18
Ayrıca, Yemâme Savaşı nda sahabe şöyle diyordu: Her tarafta, “Kurtar bizi ey Halid!” diye imdat sesleri gelmeye başladı. Muhacirlerin ve Ensârın bir cemâati kurtarıldı.
Bu da bize yetiş ya Muhammed (sas), derken parola değil, bir sıkıntı neticesinde tevessül yani Allah‟tan yardım temenni edilmiş olduğuna işaret ediyor. Resûlullah‟ın hatrına Allah‟tan yardım veya Resûlullah‟ın sahabeye yardım için Allah‟a dua emesi neticesinde Allah‟ın yardım etmesini umuyor sahabe.
İTİRAZ:
“Yetiş ya Muhammed” demek ayrı, “ya Muhammed” ayrıdır.
CEVAP:
Ya Muhammedahu (Arapça biliyorsanız buradaki ya nida harfi olup ey demektir. Muhammed kelimesi münadadır. Yani kendisine seslenilen kişidir. Münadadan sonra gelen elif elifi istiğase derler yani medet isteme elifi derler. Dolayısıyla bu kelimeden çıkan mana: Ey Muhammed imdadıma yetiş. Bize yardım et! olur.
Başka Bir Delil:
Heysem‟in şöyle dediği rivâyet edildi:
18 er-Rûm 30/47.
Abdullah ibnü Ömer radıyallâhu anhümâ‟nın yanındaydık. Ayağı uyuşmuştu. Birisi ona, en
sevdiğin insanı zikret dedi. O da: Yâ Muhammed!. dedi. Sanki bağdan çözülmüştü. 19
Bu rivâyeti, İmâm Buhârî de, el-Edebu‟l-Müfred‟inde, Ebû Nüaym, Süfyân, Ebû İshâk ve Abdurrahmân İbn-i Sa„d yoluyla rivâyet etmiştir.
İmâm Buhârî‟nin isnâdını inceleyelim. Ebû Nüaym Fadl İbn-i Dükeyn (130-218 veya 219), Buhârî‟nin şeyhlerinin büyüklerinden, sağlam bir râvîdir.20 Süfyân, ki Sevrî‟dir (97-161) hadîste, fıkıhta ve zühdde Mü‟minlerin emîri babasından ve Ebû İshâk eş-Şeybânî‟den ve diğerlerinden rivâyet etti. Tanıtılmaya ihtiyâcı yoktur. Ebû İshâk, Süleymân İbnü Ebî Süleymân eş-Şeybânî, Kûfeli beşinci tabakadan Süfyân O‟ndan rivâyet eder.21
Abdurrahmân, İbn-i Ömer‟in kölesi. Kûfeli, üçüncü tabakadan Nesâî sağlam olduğunu söyledi.22 İmâm Buhârî, O‟ndan el-Edebu‟l-Müfredde rivâyet getirmiştir, O, Mevlâsı İbn-i Ömer'den, Mansûr ve Ebû İshâk da O‟ndan rivâyet etmiştir. İbn-i Hibbân O‟nu sika/sağlam bulmuştur.23
İbnü Hacer‟in, râvileri ayırdığı tabakalara ve şurada geçen diğer bilgilere dikkatle bakan hadîsin sika râvîlerce muttasıl/bitişik olarak rivâyet edildiğini görecektir. Bu râvîlerde tedlîs şâibesi de yoktur. O hâlde, Şu rivâyetin senedi için bir şey söylenemez. Sahîh olduğu açıkça ortadadır. Buna rağmen tevessül delîli sadedinde bu rivâyetin neden bırakılıp da diğerlerinin tercîh edildiğini doğrusu merak etmekteyiz. Yalnız, Edebu‟l-Müfred‟i şerh eden Fadlullah el-Ceylânî, burada yer alan Muhammed! şeklindeki lafzın İbnü‟s-Sünnî‟de ( ِاذًحي بٚ )/yâ Muhammedâhu biçiminde olduğunu, ama, (بٚ )/„yâ‟ nidâ harfi bulunsa bile bunda istiğâse veya istiâne olmadığını söylerken iddiâsının sebebini açıklamıyor. Hadîsi manâlandırmada nedense sâdece kendince aklî ve fizîkî îzâhlarla yetiniyor Üstelik bir de nidânın bazen işittirme irâdesi olmadan da yapılabileceğini ekliyor.24
Hâlbuki, basit bir nahiv bilgisi olanlar, yâ Muhammedâhu‟daki elif‟in katiyetle istiğâse elifi olduğunu bilirler. “ Keşke bir bilebilseydim, hangi dil kâidesine göre bu İstiğâse elif‟i değildir?” denilmektedir?. Bilen söylesin. Üstelik, İmâm Buhârî‟nin rivâyetinde Nidâ (بٚ)/Yâ‟sı bulunmasa da ortada bir istiğâsenin bulunduğuna zarar vermez. Çünkü harf-i nidânın hazfedilmesi meşhûrdur. Şu dediğimiz hazif, sadedinde olduğumuz husust mücerred bir ihtimâl de değildir. Makâm o makâm olup başka bir i‟râbı kaldırmaz. Nitekim İbnü Sünnî‟nin lafzı burada hazf bulunduğunun karînesidir. Çünkü hâdise aynıdır. Rivâyetler arasında uygunluk asıldır. Zıtlık ârizî olup isbâtı delîle muhtâctır. Binâenaleyh, aralarında bir teâruz/çelişki yoktur. İki rivâyet bir-birini açıklamış olur, netîce aynı noktaya varır. Bir de istiâne veya istiğâseyi savunanlardan bu nidâlarda illâ da işittirmenin bulunacağını kim söylemişti ki? Hiç kimse… Anlaşılıyor ki, yanlış bilgiler üzerine binâ edilen yanlış hükümlerle karşı karşıyayız.
19 İbnu's-Sünnî, Hadîsi İbnu Teymiyye, el-Kelimu't-Tayyib isimli kitabına almıştır: 131
Benzer bir rivâyeti İbnü‟s-Sünnî‟nin Amelü‟l-Yevm vel-Leyle‟sinin Ta'lîki:55, Abdulkadir el-Arnavut, El-Kelimu't-Tayyib Ta'lîk'ı:131
İbnü's-Sünnî'nin Heysem yoluyla rivâyet ettiği haberin isnâdının zayıflığına dâir İbnü Kesîr ve diğerlerinden nakiller vardır demiştir.
20 İmâm Buhârî, el-Edebu‟l-Müfred (Şerhu Fadlillâhi‟s-Samed ile beraber): 2/428,429 21 İbnü Hacer, Takrîbu‟t-Tehzîb: 446
22 Mizzî, Tehzîbu‟l-Kemâl: 33/30, Askalânî, Tehzîbu‟t-Tehzîb: 172,173 23 Takrîb:341
Mühim olan husûs bu tür seslenmeyi Buhârî ve Hâfız İbnü‟s-Sünnî tarafından kitaplarına alınması… Hattâ İbnü Teymiyye bile şirk görmeyip el-Kelimu't-Tayyib/Güzel Kelime isimli kitabında, nerelerde sünnete uygun, nasıl duâ edeceğimizi göstermek için yazdığı esere almasıdır. Gâib bir kulu çağırarak bir tevessül etmek yüzünden, bu âlimlerden haşa hangisi şirkle suçlanabilir? Allah Celle Celâluhû‟dan istemedi yardımı, vefat etmiş Resulullah‟tan istedi. Abdullah b. Ömer radıyallahu anh haşa şirk mi işlemiş oldu?
Başka Bir Delil:
“Ey Allah‟ın kulları! (Bana) yardım edin” diye seslensin.” 25
Utbe b. Gazvân radıyallahu anh‟dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
بئٛش ىكذحأ مضأ ارإ :لبل ىهعٔ ّٛهػ الله ٗهص ٗجُنا ٍػ ُّػ الله ٗضس ٌأضغ ٍث خجزػ ٍػ
جػ بٚ :ممٛهف ظَٛأ بٓث ظٛن ضسبث ْٕٔ بَٕػ ىكذحأ داسأ ٔأ
ٌئف َٕٗثٛغا الله دبجػ بٚ ،َٕٙثٛغأ الله دب
.ىْاشَ لا ادبجػ لله
“Sizin biriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulunmadığı bir yerde yardım dilerse;
“Ey Allah‟ın kulları bana yardım edin! Ey Allah‟ın kulları bana imdat edin!” desin. Çünkü Allah‟ın bizim görmediğimiz kulları vardır.”26
Bunu Taberânî rivâyet eder. Ve râvîleri güvenilir kabul edilmiştir. Ancak bazılarında bir zayıflık vardır. Şu kadar vardır ki Yezid Utbeye yetişmemiştir. (Yani râvîler sîka kabul edilmekle beraber içlerindeki birinde biraz zayıflık görülmüş, dolayısıyla bu râvî hasenü‟l-hadisdir. Diğer yandan munkatıdır. Bu Hanefî usulcülerine göre zarar vermez. Hasen hadis, her ne kadar kuvvet itibariyle sahih hadisten aşağıda ise de, delil olma yönüyle hasen hadisle de amel edilir. Fıkıh bilginlerinin tamamı ve hadis bilginlerinin çoğunluğuna göre, hasen hadis, akâid esasları dışındaki bütün dinî hükümlerde delildir;
İTİRAZ:
“Ey Allah‟ın kulları” diye hay, hazır ve kadir olan meleklere veya insanlara seslenip yardıma çağırmanın; ölüye, gaib ve uzakta olan kimseye Allah‟tan başkasının gücünün yetmeyeceği konularda seslenmenin medet istemekle bir alakası yoktur.
Hadisi okuyan herkes Allah‟ın dışında kendilerinden yardım istenilen meleklerden veya cinlerden olan varlıkların, yaşayan varlıklar olduklarını, “hazır” sözcüğünden gaib olmayıp hazır ve nazır olarak orada mevcut bulunduklarını, “sizin için onu hapsedecek olan” ifadesinden ise yardım istenilen konuda (yani kaçan hayvanı yakalamada) güç ve yetkilerinin olduğunu kolayca anlayabilir. Ayrıca yardım talebine konu olan şey de olağan üstü bir şey değil. Melekler için normal bir şeydir.
25 İbn Hacer, Muhtasaru Zevâidi‟l-Bezzâr, (no: 2128), II, 420.
Yani "yaşayan", orada “hazır” bulunan göremediğimiz varlıklardan, tahsis edildikleri bir vazifeyle alakalı böyle bir yardım talebinde bulunmakla, hayvanı kaçan bir kimsenin çevresindeki arkadaşlarından veya diğer kafilelerdeki bazı insanlardan yardım ve imdat talebinde bulunması arasında bir fark yoktur.
İkinci suret şirk olmadığı, caiz ve meşru olduğu gibi, birinci suret de şirk değildir. Hadisin sahih olması halinde de meşru olur.
Elbani bu hadisi açıklarken şöyle diyor: 1. Eğer sahihse, bu hadis, ilk hadiste “Allah‟ın
kulları” sözüyle kastedilenin melekler olduğunu tayin etmektedir.
2. Buna ister diri, ister ölü olsunlar, “gayb erenleri” denilen veliler, salihler gibi insanlardan veya cinlerden olan Müslümanları katmak caiz değildir.
CEVAP:
1. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin hadis âlimi Elbani: “Eğer sahihse bu hadis, ilk hadiste “Allah‟ın kulları” sözüyle kastedilenin melekler olduğunu tayin etmektedir.” diyerek meleklerden istenebilinir gibi bir söz söylemek istediyse bu Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin kabul etmediği bir sözdür. Çünkü Mekke Müşriklerinin ilahlaştırıp Allah‟a ortak koştuklarının başında meleklerin geldiğini söylüyorlardı.
Yok, meleklerden de istenebilinir derlerse, kendileriyle çelişkiye düşerler. Çünkü “İyyake na‟büdü ve iyyake nestaîn” Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz. 27
Bu ayeti istenmeyeceğine dair delil getiriyorlardı. Bu ayette meleklerden ve Allah tan baksa kimseden istenmez diye bir ayrım yok. Allâme Muhammed b. Allan radıyallahu anh “Ezkâr” şerhinde şöyle demiştir; “Bu hadis-i şeriflerde geçen, “Allah‟ın kulları”ndan maksat, ya melekler veya Müslüman cinler ya da, “Ebdâl” diye isimlendirilen “ricâl-i gayb” (seçkin veliler)‟dir.”
İmâm Nevevî şöyle demiştir.
“Benim de aralarında bulunduğum bir cematte hayvan kaçmaya başladı. Yardım isteme lafzını söyledim. Benim bu sözümden sonra hayvanlar, o anda durdu.” 28
Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler bu tür nida ve istekte bulunanlar için şu ayeti delil getirip bunu yapanın şirke düşebileceğini bazıları da şirk olduğunu söylüyorlardı.Oysa “yalvarıp dua ettiği zaman, darda kalmışa icabet edip onun sıkıntısını giderecek kimdir? Allah‟la beraber, başka bir ilah mı?” ( Neml, 62) Demek ki Allah'ın (Celle Celalühü) darda kalmışa icabet edip onun sıkıntısını gidermesi için görevlendirdiği melekler, cinler ve seçkin veliler varmış. Ayette kastedilen ise müşrikler ve Allah‟ın (Celle Celalühü) ilim, güç yardım etme izni vermediği putlarıdır. Bu ayeti alıp kafanıza göre yorumlayıp Müslümanlara çevirmek hem kur‟an‟a hem de Müslümanlara haksızlık etmek olur.
İtirazcı şöyle demişti : “Yardım talebine konu olan şey de olağan üstü bir şey değil.”
Melekler içinde normal bir iş demişti.”
Kaybolan bir şeyi bulmak her insanın yapacağı bir şey deyil. Melekler için olağanüstü olmayabilir. Ama o insan için kaybolan bir şeyi bir anda bulmak olağanüstü bir iş. Bundan dolayı olağanüstü olan bir şeyi istiyor. Nasıl olağan üstü deyil normal bir şey dersiniz. Normal olsaydı
27 el-Fâtiha 1/4.
kendileri bulurdu. Hazreti Süleyman‟ın istediği cin ve insandan istediği olağan üstü deyilmiydi. Tek örnek bu hadis deyilki Yemâme Savaşı‟nda Müslümanların “Ey Muhammed!” (Yetiş ya Muhammed!) diyerek vefat etmiş orda olmayan Resulullahtan yardım istemeleri olağanüstü deyimli.
Uzaktan kendisinden yardım isteyene bir velinin yardım etmesi keramettir. Yani Allah (Celle Celalühü)'ın o veliye izin verdiği bir ilim bir güçtür. Hazır olana nasıl o gücü verdiyse orada olmayan uzakta olana da o gücü verebilir. Hz. Ömere uzaktan yardım etme izni gücü ilmi verdiği gibi, buna benzer elimizde başka deliller de mevcut. Onun için biz Allah‟tan başkasının gücünün yetmeyeceği konularda bir kula seslenme veya istekte bulunmuş olmuyoruz.
Birincisi: Bu hadiste Allah (Celle Celalühü) yardım istenmiyor. İkincisi: Görünmeyene seslenme var.
Yetiş ya Resulullah medet ya mürşidim derken de Allah (Celle Celalühü) istenmiyor, görünmeyene sesleniliyor. Hal böyleyken itirazcının bu hadisin seslenme ve medet istemekle bir alakası yoktur itirazı alakasız bir itiraz olmuş oluyor. Hazreti Ömer radıyallahu anh‟a Medinede hutbe verirken birden binlerce kilometre uzaklıktaki İran‟ın Nihavent bölgesinde düşmanlarla savaşan İslâm askerlerini ve askerlerden komutanı Sâriye‟yi görmüş, düşmanın arkadan çevirdiğini bildirmek için “Sâriye dağa, dağa!” diye nida etmiştir. “Cebel, Cebel!” diyerek seslenip uzaktan orduya komuta etmiştir. O komutan bu sesi 2000 kilometre uzaklıktan duymuştur. 29
“Benim ümmetimin içinde muhaddes ve mükellemler vardır. Ömer b. el-Hattâb bunlardan biridir.” 30
Burada görüleceği üzere orada hazır olmayan ama ruhen orda hazır olabilen bir insana uzaktan yardım etme gücünü Allah (Celle Celalühü) verebilir. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler gücü olan hay/yaşayan ve hazır/yanında bulunan kimselerden bir istekte bulunmanın şirk olmadığını söylüyorlardı. İşte Hazreti Ömer hay ve 2000 kilometre uzakta ruhen hazır olarak Allah‟ın kendisine verdiği o ilimle ve güçle Müslümanlara yardım edebiliyor.
İTİRAZ:
İbn Teymiyye (istigâse) kabul etmiyor. Birçok kitaplarında istiğaseye karşı yazı yazmıştır. İbn Teymiyye bu hadisteki gibi duâ edilmesini sünnete uygun görmüş ki diyerek İbn Teymiyye'nin bunu kabul ettiğini nereden çıkarıyorsunuz?
CEVAP:
Evet İbn Teymiyye (istigâse) kabul etmezken bu hadisteki gibi “Ey Allâh‟ın kulları!” diye seslenerek yardım istemeyi sünnete uygun gördüğü fikrine kapılıyoruz. Çünkü İbn Teymiyye bu hadisteki gibi duâ edilmesini sünnete uygun görmüş ki, bu hadisi nerede nasıl sünnete uygun dua edileceğini öğretmek için yazdığı el-Kelimu‟t Tayyib “Sünnete Uygun Duâ” adlı eserine almıştır. Böyle seslenmeyi uygun görmemiş olsaydı “Sünnete Uygun Duâ” adlı eserine almazdı veya alıp böyle seslenme doğru değil, deyip itiraz etmeliydi. Görüldüğü üzere itiraz da etmemiş. Durum böyleyken itirazcının İbn Teymiyye nin bunu kabul ettiğini nereden çıkarıyorsunuz itirazı boşa bir çırpınıştır.
29 el-Beyhakî, Le‟lekaide Şerhus-Sünnette İbn Merde Veyh el-İsabe, II, 3; İbn Kesîr, Tefsir Bidâye, VII, 131. 30 Buhârî, Fezâil: 16.
Elbani İbn Teymiyye‟nin Uydurma Hadislerle Amel Ettiğini
Söylüyor
Utbe b. Gazvân radıyallahu anh‟dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
ظٛن ضسبث ْٕٔ بَٕػ ىكذحأ داسأ ٔأ بئٛش ىكذحأ مضأ ارإ :لبل ىهعٔ ّٛهػ الله ٗهص ٗجُنا ٍػ ُّػ الله ٗضس ٌأضغ ٍث خجزػ ٍػ ظَٛأ بٓث
.ىْاشَ لا ادبجػ لله ٌئف َٕٗثٛغا الله دبجػ بٚ ،َٕٙثٛغأ الله دبجػ بٚ :ممٛهف “Sizin biriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulunmadığı bir yerde yardım dilerse;
“Ey Allah‟ın kulları bana yardım edin! Ey Allah‟ın kulları bana imdat edin!” desin. Çünkü Allah‟ın bizim görmediğimiz kulları vardır.”31
İbn Teymiyye (istigâse) kabul etmezken bu hadisteki “Ey Allâh‟ın kulları!” diye seslenerek
yardım istemeyi sünnete uygun görüp nerede nasıl sünnete uygun dua edileceğini öğretmek için yazdığı el-Kelimu‟t Tayyib “Sünnete Uygun Duâ” adlı eserine aldığını bizönceki kitapta yazınca bize medinede rediye yazanlar İbn Teymiyye nin bu sözüne karşı savunma yapım derken büyük bir açıklarını ortaya koyup şöyle itiraz ediyorlar.
İTİRAZCI:
Elbani İbn-i Teymiyye‟nin adı geçen kitabında zikredip itiraz etmediği tek zayıf hadis de bu olmadığını kitabın tahkikinde, bununla beraber onlarca zayıf hadis olduğunu, dahası birkaç tane mevzu hadis bulunduğunu da ifade etmiştir. (Elbani, el-Kelimu‟t-Tayyib, Tahkik, 49-57)
CEVAP :
Selefi olduğunu idda edenler zayıf ve uydurma hadislerle amel etmediklerini hadis ehli olduklarını iddia ediyorlardı. Bakalım öylemi
Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin asrın muhaddisi dedikleri Elbani, el-Kelimu‟t-Tayyib, Tahkik, 49-57 adlı eserinde görüşlerinin en büyük kaynaklarından biri olan İbn-i Teymiyyen‟nin kitabında zikredip itiraz etmediği onlarca zayıf hadis olduğunu, dahası birkaç tane mevzu hadis bulunduğunu söylüyor.
Ayrıca Elbani İbn-i Teymiyye‟nin sahih bir hadise zayıf bir kısmına uydurma dediğini halbuki hadisin sahih olduğunu söylüyor. Elbani kendisinin "Silsietu Hadis sahiha" adli kitabinin 4 ciltinin 344 sayfasinda diyor ki:
"Ben Şeyhülislam İbni Teymiyyenin hadisin (Ben kimin mevlasiysam Ali de onun mevlasidir) birinci kismini zayif ikinci kismini ise yalan ve uydurma adlandırdığini görünce bu konu üzerine uzun bir yazi yazmak zorunda kaldim. Benim fikrimce böyle abartisinin (İbni teymiyyenin) arkasindaki sebeb Onun (İbni Teymiyyenin) bazi hadisleri uygun şekilde görmeden önce onlarin asilsizliği yönünde aceleci karar vermiş olmasidir" (Silsiletu Hadis sahiha,cilt 4,sayfa 344)
Elbani nin "Silsiletu hadis sahiha" adli kitabinin 4 ciltinin 331-344 sayfasında.:
"Ben kimin Mevlasiysam Alide onun Mevlasidir.Allahim ona dost olana dost ol,Ona düşman olana düşman ol...
Bunu Ahmed ibni Hanbel (4/370),Ibni Hibban "Sahihinde (2205)" Ibn Ebu Asim (1367,1368),Teberani (4968)
(Elbani) hadisin senedi hakkinda dedi ki:"Hadisin isnadi Buhari kriterine göre sahihtir". Heytemi kendi mecmuasinda (9/104) Ahmed (bin Hanbel) tarafindan bütün raviler sahih, Fatir bin Halife ise Sikadir (güvenilirdir)... Ayni zamanda ben kimin Mevlasiysam Alide onun mevlasidir Tirmizi tarafindan nakledilmiş (2/298) ve Hadis Hasen Sahihtir demiştir. Elbani sonraki sayfada "Hadisin isnadi Sahiheyn kriterlerine göre sahihtir" diyor.(Silsiletu Hads Sahiha, cilt 4,sayfa 331-344)
Burada da görüleceği gibi elbani ıbn teymiyyenin zayıf hadislerle uydurma hadislerle amel ettiğini itiraz etmediğini söylemişti şimdi ibn teymiyyenin sahih bir hadise zayıf ve uydurma olduğunu söylüyo.
Ayrıca bn-i Teymiyye‟nin talebesi İbnü‟l Kayyim el-Cevziyye‟nin Kitâbu‟r-Ruh adlı eserini tercüme eden selefi görüşü üzere olduğunu iddia eden hoca dip notlarda Elbani nin görüşünü ve kitabını refarans göstererek İbnü‟l Kayyim el-Cevziyye‟nın Kitâbu‟r-Ruh adlı eserinde ölülerin işittiğini, ölülere kuran okunabileceğini, ruhların yardım edebileceğini, ruhların rüyalarda insanlara yardım ettiği gibi birçok mesele için delil getirdiği hadislerin bir çoğunun Elbaniye göre zayıf bazılarınında uydurma olduğunu söylüyor. Elbani nin dediği doğruysa İbn-i Teymiyye ve İbnü‟l Kayyim‟ın kitaplarında itiraz etmeyeyip zayıf ve uydurma hadisleri delil getirerek amel ettikleri ortaya çıkıyor.
İTİRAZ:
Başka bir itirazcı şöyle dedi: İbn Teymiyye, zayıf hadis ile amel edilmesini caiz görmeyen âlimlerden biridir. Mezkûr hadisi delil getirmesi, onun indinde bu hadisin sahih olduğuna kanaat etmesine işaret eder. Lakin o da, her beşer gibi hatadan masun değildir.
CEVAP:
İbn Teymiyye, sorulan bir soruya: “Ölünün, (kendisi için arkasından okunan) Kur‟ân, zikir ve duâ seslerini işitebildiği doğrudur.” demektedir. 32
İbn Teymiyye ölü işitir diyor. Siz işitmez diyorsunuz. Bu konuda İbn Teymiyye hata etmiş diyorsunuz. İbn Teymiyye, ölüye telkin vermekle ilgili zayıf hadis ile amel ettiklerini, başkalarının da ettiğini söyleyerek şöyle diyor: 33 Ölüye öldükten sonra telkin verilir, biz ve arkadaşlarımız da bunu
kabul ediyoruz diyor İbn Teymiyye. Siz İbn Teymiye için burada da hata etmiş olabilir diyecekmisiniz.
İbn Teymiyye: Vefat etmiş Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in veya ümmetine mensup salih bir şahsiyetten bir şey dilemeleri, ümmetinden olan salih bir şahsiyetin bu dilekleri karşılamış olmaları; söz konusu dileklerde bulunmanın mutlaka müstehap olduğunu göstermez. Böyle bir dileğin yerine gelmesi, yani başında dua edilen mezarda yatan ölünün kerameti olarak sayılabilir…34 diyor
32 İbn Teymiyye, İktizâu‟s-Sırâti‟l-Müstekîm, s. 378-379, Dârul Marife, Beyrut, tsz.: İbn Teymiyye,
Sıratu‟l-Müstakim, Kabir ziyaretleri bölümü, Trc, Pınar Yayınları, s.499, baskı: 2004.
33 İbn Teymiyye, Kabir Ziyaretleri, Sayfa: 11, Tevhid Yayınları.
İbn Teymiyye. 35 Mezarda yatan ölünün kerameti olarak sayılabilir diyor, şeytandandır demiyor. Siz
ise şeytandandır diyordunuz. İbn Teymiyye nin bu sözünde de hatalı olduğunu söyliyeceksiniz.
İbnü‟l-Kayyim el-Cevziyye, hocası İbn Teymiyye‟nin çok feraset sahibi olduğunu anlatıyor.
İbn Teymiyye Tatarların kesinlikle mağlup olacaklarını, Müslümanların muzaffer olacaklarını anlatıyor. Ve bu konuda 70‟ten fazla yemin ediyor. Ona diyorlar ki: “İnşaallâh de! “O da cevap veriyor: “Tahkik için inşaallâh diyeyim, ama buna bağlamıyorum yani kesin olacağını biliyorum.”
Ve öğrencisi diyor ki: İbn Teymiyye sonra şöyle dedi:
“Beni zorladıklarında dedim ki: Çok konuşmayın! Allah Levh-i Mahfuz‟da onların bu toprakta mağlup olacaklarını yazdı!” Ve dediği gibi oluyor. 36
İbn Teymiyye nin Levh-i Mahfuz‟dan haberdar olmasına da hata etmiş olabilir diyormusunuz. Bunun gibi İbn Teymiyye nin bu tür sözleri kitapta bir çok örnekleri var bir kısmını buraya yazdık. Meğer size göre İbn Teymiyye‟nin ne kadar çok hatası varmış, bunu siz itiraf ediyorsunuz. Görüşlerinizin kaynağı İbn Teymiyye, bu kadar çok hata edebiliyorsa, siz de onu takip ettiğiniz için sizin de çok hatanız olabilir. İbn Teymiyye‟nin bunun gibi birçok görüşü bu kitapta var. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler işte böyle münazarada yenilmemek için “hatası” deyip işin içinden çıkarlar.
Aynı şekilde ibn kayyım içinde aynı şeyi yaparlar. İbnu'l-Kayyım‟ın er-Rûh eserinde ruhların yardım etmesi gibi ruhlarla ilgili konuları açıklamaları ona tabi olanları çok zor duruma düşürüyor.
Kitâbu‟r-Ruh‟u sayfa 248 de Yüzüncü delil İbnü‟l Kayyim el-Cevziyye şöyle diyor: Yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, ölülerin ruhlarına kavuşabileceğine: onlara soru sorabileceğine; ölülerin, kendilerinin bilmediği birşeyi haber verebileceklerine ve onları görebileceklerine dair bilginin doğru olduğundan birleşmişlerdir. Bununla ilgili misaller o kadar çoktur ki, inkarla bitirilemez.
İbnü‟l-Kayyim el-Cevziyye, Kitâbu‟r-Ruh sayfa 46‟da: Rüyasında tavsiye edilen ilaçları kullanarak şifa bulanların sayısı da gerçekten çoktur. Birçok insanın bana anlattığına göre, İbni Teymiyye karşıtı birçok kişi, ölümünden sonra onu rüyasında görüp feraiz ve başka konularda sorular sormuşlar. İbn Teymiyye onlara doğru cevaplar vermiştir. Velhasıl, bu gerçeği sadece ruhları hükümlerini ve durumlarını bilmeyen insanlar kabul etmezler. Başarı Allah‟tandır. İbn Kayyim‟in sözü bitti. 37
Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin düştükleri bu zor durumdan kurtulmak için ya İbn kayyıMın hatası der, yada İbnü‟l-Kayyim el-Cevziyye, Kitâbu‟r-Ruhu İbni Teymiyye nin talebesi olmadan önce tasavvufcu olduğu zaman yazmış derler. Onun için şu bilgiyi burada açıklamak gerekiyor. Buradan da anlaşılacağı üzere, İbnü‟l Kayyim el-Cevziyye İbni Teymiyye‟nin talebesi olduktan sonra ve İbni Teymiyye nin vefatından sonra Kitâbu‟r-Ruh‟u yazmış. Ayrıca Kitâbu‟r-Ruh‟u sayfa 172 de hocam İbni Teymiyye demesinden de anlaşılacağı üzere Kitâbu‟r-Ruh‟u İbni Teymiyye talebesi olduktan sonra yazmıştır.
35 İbn Teymiyye, Sıratu‟l-Müstakim, Kabir Ziyaretleri bölümü, trc, Pınar Yayınları. s. 494, bsk, 2004. 36İbnü‟l-Kayyim el-Cevziyye, Medâricü‟s-Sâlikîn, II. s. 489.
Bazen dört mezhepten birine yapışır, bazen dört mezhep dışında İbn Teymiyye‟nin görüşüne yapışır. Bazen ayetin zahirine, bazende teviline yapışıp, yorum yaparlar. Bazen sahih hadisten baskasını kabul etmezler. Bazen de zayıf hadisle amel ederler. Bu anlattıklarımızı bu kitabın birçok yerinde kaynaklarıyla görüyosunuz, göreceksiniz. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin sabit bir duruşları olmadığı için, münazarada haklı çıkmak maksadıyla bir çok yolu denemelerinden dolayı, onlarla münazara etmek zordur.
Elbanî‟nin Çelişkilerinden Bir Tanesi
Elbânî‟nin Mâlik ed-Dâr hadisini zayıf göstermeye çalışırken yaptığı tahrif ve Mâlik ed-Dâr hakkında hadis âlimlerinin verdikleri bilgileri eksik ve çarpıtarak aktarması, okuyucularına bildirmemesi, Elbânî‟nin güvenilmez olduğuna delâlet eden tek olay değildir. Meselâ, Prof. Dr. Zekeriya Güler, başka bir hadisi ele alırken şu tespitleri yapıyor: Ebû‟l-Cevza Evs b. Abdullah radıyallahu anh‟dan; “Medine halkı şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Onlar Aişe radıyallahu anha‟ya gelerek durumdan yakındılar. Bunun üzerine Aişe radıyallahu anha:
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem‟in kabrine bakın, ondan semaya doğru bir delik açın. Onunla sema arasında bir engel bulunmasın!” dedi. Onlar da hemen dediğini yaptılar. Bunun üzerine, bize öyle bol yağmur yağdı ki, otlar yeşerdi, develer yağdan çatlarcasına semizleşti. Bundan dolayı o yıla: “çatlama yılı” denildi.”
Bu hadisi zayıflatmaya çalışırken bakın ne yapıyor: Elbânî (“Râvîlerden Saîd b. Zeyd‟de zayıflık vardır” iddiasına delil olarak), Saîd b. Zeyd‟in zayıf bir râvî olduğu fikrinde olanları söz konusu ederken, onun sika olduğunu ifade eden (İbn Maîn, İbn Sa‟d, Buhârî, İclî, Ebû Ca‟fer ed-Dârimî, Ahmed b. Hanbel ve İbn Hibbân gibi) otoriteleri âdeta görmezlikten gelmektedir. Elbânî‟nin, senedinde Saîd b. Zeyd‟in bulunduğu başka bir hadis için şu değerlendirmeyi yaptığını da görmekte-yiz: “Hadisin isnadı hasendir. Râvîlerin hepsi de sikadır. Saîd b. Zeyd hakkında söz söylenmiştir. Ama bu, onun hadisini hasen derecesinden aşağı düşürmez…
Elbânî‟nin Saîd b. Zeyd‟ bu çelişkili durumunu Hasan b. Alî es-Sekkâf, Tenâkuzât-ı Elbânî isimli birkaç ciltlik eserinde, bu ve başka misallerle bu tezatlıkları açıklamıştır. Ayrıca Mamud Saîd Memduh Naktu‟s-Sahih Haşiyesi‟nde, birçok örnekler ortaya koymuştu. Mahmud Said Memduh Albânî'nin İmam Müslim'in Sahihi'nde rivayet ettiği bazı hadislere zayıf demesinden dolayı Tenbîhü'l-müslim ilâ te'addi'l-Albânî alâ Sahihi Müslim adlı küçük hacimli kitabını kaleme almış, bilahare Albânî'nin değerlendirmelerini tenkit ettiği et-Ta'rîf bi evhâmi men kassame's-Sünen ilâ sahihin ve zaîf adıyla (İbadât kısmı) altı cilt halinde Dubai'de tabedilmistir.
Elbânî‟nin bu yaptığına ne denir?! Bir yerde haklı çıkmak, hadisi zayıflatmak için Saîd b. Zeyd‟i zayıf ravi deyip kabul etmiyor. Başka bir yerde aynı raviyi kabul ediyor. Böyle bir hadisçinin sözlerine ne kadar güvenilir. Ciddi hadis çalışmaları olan Elbanî‟nin, hadislerden yola çıkarak kadına altını haram etmesi, gibi Ehli Sünnet dışı bir görüş ortaya atması başka konularda da hatalı olabileceğini gösterir. Elbanî, bazı erkekler nişan yüzüğü adı altında, parmaklarına altın yüzük takarlar. Bu âdet bize Hıristiyanlardan geldiği için, evvelâ onlara benzemek olur. Sonra da, İslâm prensiplerine göre, altın takmak erkeklere zaten harâmdır. İleriki sayfalarda zikrettiğimiz, altını
kadınlara bile yasak eden naslara muhalefet etmektir. 38 Elbânî, erkeklere altın yüzük takmanın
harâm olduğuna dair altı tane hadîs-i şerîf zikrettikten sonra, kadınlara da altın yüzüğün harâm olduğuna dair şu hadis-i şerîfi zikretmektedir:
“Dostuna ateşten bir halka giydirmek isteyen, parmağına altın bir yüzük taksın. Mahbûbunun boynuna ateşten bir tasma takmak isteyen, altından bir gerdanlık taksın. Dostunun koluna ateşten bir çember takmak isteyen, altından bir bilezik taksın.” 39 Kitabın mütercimi Ali Aslan, bu hadîs-i
şerîfin altına şöyle bir not ilâve etmiş: “Bu fetva, dört mezhebe muhalif bir fetvadır. Dört mezhebe göre de, altın kadınlara helâldir, bilinsin.” demektedir.
Görüldüğü gibi, Elbanî bilerek veya bilmeden büyük hatalar yapıyor. Böyle hatalar yapan birisinin tahriçlerine güven olur mu? Selefi görüşü üzere olduğunu idda edenler, Elbânî‟ye “Asrın Muhaddisi” diyorlardı. Elbanî‟nin durumunu gördükten sonra, Elbanî‟nin bir hadise zayıf veya uy-durma dediği zaman, o hadisin öyle olmayabileceği bilincinde olmaları lazım.
İTİRAZ:
Dost düşman herkesin şehadetiyle konunun uzmanı olan bir âlimin, ulaştığı yeni bilgilerle ictihadını değiştirip hatasından dönmesinin neresinde bir çelişki vardır? İmam Ebu Hanife, “Ey Ebu Yusuf! Benden her duyduğunu yazma! Çünkü ben bir beşerim. Bugün bir şey söyler, yarın ondan dönebilirim.” Derken size göre “Ben tenakuzları olan çelişkili birisiyim.” mi demek istemiştir? İmameyn söylendiğine göre mezhebin üçte birinden geri dönerken size göre çelişkiye mi düşmüştür? Elbani‟nin çelişki ve tenakuzatına değil, hatadan dönme erdemini göstermiştir.
CEVAP:
Evet, bir âlimin, ulaştığı yeni bilgilerle ictihadını değiştirip hatasından dönmesi gayet normaldir. Fakat Elbânî‟nin çelişkili ifadeleri hataları birkaç tane değil. Elbanî'nin bir otorite olup olmadığını, Mahmud Saîd Memduhun Ref'u'l-Menare'sini, et-Ta'rîf isimli eserini, ondaki Elbanin Kütüb-i SKütüb-ittedekKütüb-i bKütüb-in cKütüb-ivarındakKütüb-i rKütüb-ivayet üzerKütüb-inde cahKütüb-ilce yaptığı "zayıftır" damgalamaları ve verdKütüb-iğKütüb-i yersKütüb-iz hükümleri, en-Nakdu's-sahîh'ini, Hasan Sekkaf'ın "Tenakuzatü'l-Elbânî" isimli üç ciltlik kitabında yüzlerce zikrettiği çelişkileri okuyanlar çok güzel anlar. Abdulaziz el-Ğumarî'nin eseri baştan sona onun hatlarını çelişkilerini, Abdullah el-Ğumarî'nin bu kıssa ile alakalı olarak kaleme aldığı risalesinde onun, işine geldiği yerde bir raviyi nasıl güvenilir, gelmeyen yerde ise Buharinin ravilerini nasıl yerden yere vurduğunu anlatır.
Onu Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler, Elbânî‟ye “Asrın Muhaddisi” diyorlar. Elbânî bir hadise zayıf veya uydurma demişse artık o hadis zayıf veya uydurma olarak görürler. Diğer eski meşhur muhaddislerin dedikleri ikinci planda kalır. Önemli olan bunca hataları olan Elbânî‟nin Müs-lümanların yaptıklarına dair getirdikleri hadislere zayıf veya uydurma demesiyle o MüsMüs-lümanların yaptıklarına bidat veya şirk denmesine sebep olmasıdır. Siz madem Elbani' nin hataları olabileceğini hatasından dönmesini bir erdem olarak kabul ediyorsunuz o zaman onun bir hadise zayıf dediği zaman o hadisin zayıf olmayabileceğinide düşünmeniz lazım kayıtsız şartsız onun görüşlerine teslim olmamanız lazım. Hadisleri kolayca zayi etmemeniz lazım.
38 Evlenme Adabı, s. 64.
Böyle olunca dört durum ortaya çıkıyor.
1.Elbani nin dediği doğruysa İbn-i Teymiyye ve İbnü‟l Kayyim‟ın kitaplarında itiraz etmeyip zayıf ve uydurma hadisleri delil getirerek amel ettikleri gibi bir durum ortaya çıkıyor.
2. Biz demiyoruz sizin hadis aliminiz olan elbani sizin diyer aliminiz olan İbn-i Teymiyye nin sahih hadise zayıf uydurma dediğini dolayısıyla Resulullahın bir sözünü bilerek veya bilmeden iptal ediyor, yok sayıyor.
Kim bilir böyle kaç hadisi zayi etti . Onun için İbn-i Teymiyye nin bir hadise zayıf veya uydurma dediğinde ihtiyatlı davranıp hemen kabul etmemek lazım.
3. İbn-i Teymiyye ve İbnü‟l Kayyim‟ın bu hadislerin zayıf ve uydurma olduğunu anlıyamadıkları için mi, yoksa zayıf hadislerle amel edileceğini düşündükleri için mi kitaplarına aldılar.
4. Elbânî‟nin bir raviye bir yerde zayıf başka bir yerde sika demesi, bir hadise bir yerde zayıf aynı hadise başka bir yerde sahih demesi gibi hata ve çelişkilerini 6 cilt başka bir muhaddis de 2 cilt kitap halinde açıklamıştır. Aşağıda örneklerle izah edilecektir. Elbani‟nin bu durumunu bildikten sonra İbn-i Teymiyye ve İbnü‟l Kayyim‟ın kitaplarındaki Elbani‟nin zayıf ve uydurma dediği o hadislerin zayıf ve uydurma olmayabileceği ihtimalini de düşünmemiz gerekiyor. Onun için Elbani‟nin bir hadise zayıf veya uydurma dediğinde ihtiyatlı davranıp hemen kabul etmemek lazım.
Elbânî ye asrın muhaddisi demelerinin isabetli olmadığı onun tahriçlerine kayıtsız şartsız teslim olmalarının doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Her dört durumdan hangisi doğru olursa olsun selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler için pek iyi bir durum değildir. Bütün bunlardan sonra selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin görüşlerinin kaynaklarından olan ibn teymiyye‟nin uydurma hadisle amel etmesi sahih hadise uydurma demesi, ibn kayyımın uydurma hadislerle amel etmesi ve muhaddisleri olan Elbânî‟nin yukarda anlattığımız çelişkileri ve hatalarından sonra selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin biz hadis ehliyiz demeleri tartışılır bir hal almış oluyor.
Yukrdaki hadisin bir benzeri
ضسلأا ٙف خكئلاي لله ٌإ :لبل ىهعٔ ّٛهػ الله ٗهص ٗجُنا ٌأ بًُٓػ الله ٗضس طبجػ ٍثا ٍػ
بٚ :دبُٛهف حلاف ضسأث خخشػ ىكذحأ ةبصأ ارئف ،شدشنا قسٔ ٍي ظمغٚ بي ٌٕجزكٚ ،خظفحنا ٖٕع
!الله دبجػ
.إثٛغأ
İbn Abbâs radıyallahu anh‟dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz ki Allah-u Teâlâ nın, hafaza meleklerinin dışında yeryüzünde melekleri vardır ki ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar.
Sizin birinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse, “Ey Allah‟ın kulları! (Bana) yardım
edin” diye seslensin!” 40
İTİRAZ:
Bu hadis için Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin hadisçisi Elbanî, ed-Daife 656‟da şu açıklamayı yapar:
Bezzar, İbn Abbâs radıyallahu anhuma‟dan şu lafızla rivayet ediyor:
“Muhakkak ki Allahu Teâlâ‟nın yeryüzünde hafaza melekleri dışında, yere düşen her bir ağaç yaprağını dahi yazan melekleri vardır. Issız bir arazide biriniz bir sıkıntıya düşerse: “Ey Allah‟ın kulları! Bana yardım edin!” diye seslensin.”
İbn Allân şerhinde (V, 151) nakledildiği gibi, Hafız İbn Hacer şöyle demiştir: “Bu hadisin isnadı hasendir, cidden garîbdir. Bunu Bezzar: “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem‟den bu metinle rivayetini ancak bu rivayet yoluyla biliyoruz” diyerek rivayet etmiştir.41 İbn Hacer “Bu hadisin isnadı hasendir. Yine es-Sehavî de el-İbtihac‟da hasen olduğunu söylemiş, el-Heysemî de şöyle demiştir: “Ravileri güvenilirdir.”
Elbanî; Derim ki:
Bunu Beyhakî, eş-Şuab‟da mevkuf olarak (İbn Abbâs‟ın sözü olarak) rivayet etmiştir. Eğer sahihse bu hadis, “Allah‟ın kulları” sözüyle kastedilenin melekler olduğunu tayin etmektedir.
Buna ister diri, ister ölü olsunlar, “Gayb erenleri” denilen veliler, Salihler gibi insanlardan veya cinlerden olan Müslümanları katmak caiz değildir. Zira onlarla istiğase (onlardan manevi yardım istemek) ve onlardan yardım talep etmek açık bir şirktir. Çünkü onlar duayı işitmezler, işitseler de buna cevap vermeye ve istekleri yerine getirmeye güç yetiremezler. Bu husus birçok ayette alaka belirtilmiştir.
Bu ayetlerden birisi de Allah Azze ve Celle‟nin şu buyruğudur: “O'ndan başka
yalvardıklarınız, bir çekirdek lifine bile sahip değildirler. Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler; işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkâr ederler. Her şeyden haberdar olan Allah gibi hiç kimse sana haber veremez.” 42
Hafız İbn Hacer‟in hasen dediği, İbn Abbâs radıyallahu anhuma hadisini İmam Ahmed kuvvetli görmüş, onunla amel etmiştir.
İmam Ahmed‟in oğlu Abdullah, el-Mesail‟de (217) şöyle demiştir:
“Babamın şöyle dediğini işittim: „İki defa binekli, üç defa da yaya olmak üzere veya iki defa yaya, üç defa binekli olarak beş defa hac yaptım. Yaya olarak yaptığım haclardan birinde yolu kaybettim. Ey Allah’ın kulları! Bana yolu gösterin! demeye başladım. Ben böyle demeye devam ederken yolu buluverdim.‟ Veya babam buna yakın bir şey söyledi.”
Bunu Beyhaki Eş-Şuab da (II, 455), İbn Asakir (III, 72/1) Abdullah b. Ahmed yoluyla, sahih bir isnad ile rivayet etmişlerdir. Daha önce geçenleri yazdıktan sonra Bezzar‟ın Zevaid‟inde (s. 303) geçen isnadında rivayetin merfu„ olduğunu (İbn Abbâs‟ın bunu Nebi sallallahu aleyhi ve sellem‟a dayandırdığını) gördüm. Lakin bana göre, hadis muhalefet sebebiyle illetlidir. Bunun mevkuf olması (ibn Abbas‟ın sözü olması) ağır basmaktadır. Bu rivayet, kesinlikle hükmen merfu„ kabul edilecek hadislerden değildir. Zira İbn Abbas‟ın bunu Ehli Kitap‟tan olup sonra Müslüman olmuş kimselerden alması da ihtimal dâhilindedir. Allah en iyi bilendir.
CEVAP:
41 Bezzâr, Müsned, Müsned-i İbn Abbâs, h. no: 4922 42 Fatır 13-14
1-Elbânî, bu hadîsi evvelâ İbnu Allân‟ın el-Ezkâr‟ında el-Bezzâr‟ın rivâyetiyle görmüş ve İbn Hacer‟den “„isnadı İsnadı hasendir‟”, es-Sehavî‟den,“hasen”dir, keza el-Heysemî‟den
de “Ravileri güvenilirdir.” dediklerini nakledip denilenlere itiraz etmemiştir.
2- Elbânî, Sonra da Bezzâr‟da bu merfû„ rivayeti bizzat gördüğünü söylemektedir.
3-Ancak İbnu Abbâs radıyallahu anhumâ‟dan merfû„ (Nebi sallallahu aleyhi ve sellem‟in kelâmı) olarak gelen bu rivâyetin Beyhakî‟nin Şuabu‟l-Îmân isimli kitabında yine İbnu Abbâs radıyallahu anhumâ‟dan mevkûf (kendi sözü) olarak rivâyet edildiğini gördüğünü ifade etmektedir.
4- Bunun sonucunda şöyle ictihâd ediyor:
Beyhakî‟nin mevkûf rivayetinin senedindeki Ca‟fer İbnu Avn‟ın Bezzâr‟ın merfû‟ rivâyetinin senedindeki Hâtim İbnu İsmâîl‟den daha sağlam ve güvenilir olduğunu iddiâ
etmiştir. 43
5-Buna dayalı olarak da Elbani şöyle diyor:
“Lakin bana göre, (koca hadis imamlarının hasendir dediği Bezzâr) hadis(i) (sağlam ravinin daha sağlama) muhalefet(i) sebebiyle (şaz olmakla) illetlidir. Bunun mevkuf olması (ibn Abbas‟ın sözü olması) ağır basmaktadır. Bu rivayet, kesinlikle hükmen merfu„ kabul edilecek hadislerden değildir. Zira İbn Abbas‟ın bunu Ehli Kitap‟tan olup sonra Müslüman olmuş kimseler-den alması da ihtimal dâhilindedir. Allah en iyi bilendir.”
6-Yani merfû„ rivayetin şâz veya münker olmakla muteber olmayacağını iddiâ etmektedir. 7-Mevkuf rivâyeti dahi isrâiliyyâttan olmakla, olma ihtimâliyle çizmek, karalamakla ve delilsiz bir zan da bulunarak hadisten kendince tamamen kurtulmaya çalışıyor.
8-Böylece farkında olmadan istiğâse eden müminleri tekfîr edebilmesinin yolunu açmış oluyor.
9-Hadis imamlarının “hasendir”, “ravileri güvenilirdir” sözleri Bezzâr‟ın rivayeti içindir. 10-Beyhakî‟nin mevkuf rivayetinin isnadı ondan aşağı değildir; hatta Elbani‟ye göre Bezzar‟ınkinden daha sağlamdır
Hâsılı Elbani‟nin üç ithamı olmuş oluyor: Birincisi:
Çünkü şayet “O'ndan başka yalvardıklarınız, bir çekirdek lifine bile sahip değildirler. Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler; işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkâr ederler. Her şeyden haberdar olan Allah gibi hiç kimse sana haber veremez”44 âyetindeki yalvarma ve (duayı) çağırmayı her yalvarma ve çağırmayı içinde bulunduracak genişlikte anlıyorsa kendisinin ve diğer müminlerin de açık bir şirk içinde olduğu gibi bir durumun oluşması söz konusu olabilir onun yorumuna göre. Çünkü hayatında bir başkasına yalvarmayan, ona seslenmeyen, ondan bir şey istemeyen kimse bulunamaz. “Duâ”nın birçok manasından sadece biri “ibadet”tir ve âyette geçen duâ bu ibadet manasındadır. Yoksa her başkasına “seslenme” ve “yalvarma”, her başkasından “isteme” şirk olmaz. Bunun böyle olduğunun en büyük delili hadisler ve Ümmet‟in imamlarının âyeti Elbani anladığı gibi anlamamalarıdır.Öyle ya, bazı çağırmalar, seslenmeler ayetin içine girmiyor, dışında kalıyorlarsa, bunların sınırını ve neler olduğunu nerden anlayacağız? Akıllarına yatmayan her
43 Ed-Daîfe: 2/112 44 Fatır 13-14
hadisi ve eseri, bir kulp bulup, devre dışı bırakacak, geriye kendi mücerred kıyasları ve aklî mülahazaları kalacak, onlarla Müminleri kâfirlikle suçlayacaklar. Hâsılı, âyeti Müslümanları tekfir etmelerine alet edecekler ve Allah‟ın demediğini “Dedi” diyecekler.
İkincisi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in dediklerini “Demedi” demek durumuna
düşmüş oluyor.
Üçüncüsü: İbnu Abbas‟a ve sair Selef‟e, hata isnad etme durumunun oluşması.
İbnu Abbas‟ın mevkuf rivayeti hakkında -isnadında bir müşkil gösterilememesine rağmen- Elbani “sahih ise bu hadis” ifadesiyle tereddüt ve vesvese uyandırıyor. Ancak sahih olması kabul edilse bile, İsrailiyyattan olma ihtimali vesvesesini devreye sokuyuyor. Elbani‟nin yorumuna göre, İbnu Abbas -hâşâ- şirk sebebi olan bir rivayeti Ehl-i Kitap‟tan alacak ve reddetmeyecek, olacak şey mi bu?! Ayrıca Sahâbîlerde buna ses çıkartmayacak, göz yumacak, olur mu böyle bir şey?! Hadis imamların, bu hadise itiraz etmedikleri gibi, bu hadisle amel edip, bu tür istekte bulundukları ortada iken, hâşâ şirk sebebi olan bir rivayeti görmezden gelip amel edebilirler mi?! Elbette ki böyle bir şey olmaz. Elbani‟nin tereddüt ve vesvese uyandırmaya çalışması, İbnu Abbas‟a ve âlimlere yapılan bir haksızlıktır.
İTİRAZ:
Elbani “Lakin bana göre hadis muhalefet sebebiyle illetlidir. Bunun mevkuf olması ağır basmaktadır. Bu rivayet, kesinlikle hükmen merfu„ kabul edilecek hadislerden değildir. Zira İbn Abbas‟ın, bunu Ehli Kitap‟tan olup sonra Müslüman olmuş kimselerden alması da ihtimal dâhilindedir” demiştir.
CEVAP:
Bu sözde birçok mahzur ve yanlışlıklar bulunmaktadır ki, bazıları şunlardır:
Bir: Burada evvelâ Tercümanu‟l-Kur‟ân olan İbnu Abbas radıyallahu anhumâ, yukarıdaki
ayeti anlamamak ve şirk unsuru rivayetleri yapmakla veya alıp konuşmakla itham oluşmakta.
İki: Muhaddisler şöyle dursun, ilim talebelerinin dahi bildiği gibi bir kaide vardır:
Muhakkıklara göre merfu„ ile mevkuf rivayetler çelişirse, merfu„ olduğuna hükmedilir. Bunu Nevevi, Müslim şerhinin mukaddimesinde (1/32) muhaddislerin muhakkıklarından, fakihlerden ve usulcülerden nakletmiş, sonra da şöyle demiştir: Hatîb bunu sahih buldu. Hüküm, rivayeti vasleden veya merfu„ olarak rivayet edenindir. Ref„ edene veya vasledene muhalif olan (mevkuf yahut maktu„ rivayet eden ravi) ister onun ayarında olsun, isterse ondan daha sağlam olsun değişmez. Çünkü ref„ veya vasl sikanın ziyadesidir; o da makbuldür.
Üç: Bunun böyle olduğunu İbni Teymiyye‟nin talebesi İbni Abdi‟l-Hâdî et-Tenkıh‟de
(1/350, Mısır baskısı) açıkça ifade etmiştir.
Dört: Üstelik Bezzar‟ın merfu„ rivayetindeki Hâtim İbnu İsmâil bu rivayeti yapmakta
yalnız değildir. İbnu Ebî Şeybe‟nin el-Musannef‟deki isnadındaki (H:30438, M. Avvâme tahkıkı)
İbnu İshak bu merfu„ rivayette ona muvafakat etmiştir. İlim erbabı bilir ki İbnu İshak tahkıkte
bazı sahalarda sika başka bazı yerlerde ise hasenu‟l-hadis ravîlerdendir.
Beş: Üstelik bu rivayetin zayıf isnadla bile olsa Abdullah İbnu Mes‟ûd‟un hadisinden bir
şahidi de vardır.45